Girişimcilik, Pazarlama, Yönetim

Deterjan reklamında oynamıyoruz. Ama yine de biraz üstümüzü başımızı kirletelim…

Teorik bilgiye saygım sonsuz. İcatlara da. Ama inovasyon ve pratik uygulamanın fanatiğiyim. Bilgiye ulaşmanın sayısız yolu var. Ampirik veriler, varsayımlar, teoriler, kanunlar, olasılıklar, kitabi bilgiler ve dahası…Bugün portföyü geniş bir kitapçıya gittiğimizde pek çok konu ile ilgili sayısız kitap bulabiliyoruz. Kütüphanelerden ve online veritabanlarından binlerce, onbinlerce makaleye ulaşabiliyoruz. Sürekli okuyoruz, insanları ve başlarına gelenleri dinliyoruz, yapılan şeyleri gözlemliyoruz. Sonra hatta gördüğümüz case’ler hakkında yorum bile yapabilir hale geliyoruz. Nihayetinde “Ben biliyorum.” yanılgısına düşüyoruz.

İş yapmak bir eylemdir. O nedenle ben iş yapacak kişinin er meydanına çıkmasının farz olduğunu düşünürüm hep. Deneyimlerim bana gösterdi ki Tahtakale’den yetişmiş, genç yaşında dükkanın kasasının sorumluluğunu almış, tedarikçisiyle ve müşterisiyle pazarlık yapmış, dükkana müşteri çekmek için çığırtkanlık yapmış bir alaylının genel olarak ticaret eksenli bir işte başarılı olma oranı; steril yetişmiş, üniversite okumuş, kitabi bilgiler edinmiş ancak pratikte pek az şeyi uygulamış bir kişiden çok daha yüksek.

Kişi hayatta ne kadar çok vaka ile karşılaşırsa, bu geçmiş vaka havuzundan bir projeksiyon yaparak karşısına çıkan ya da çıkması olası yeni bir vaka hakkında çok daha net bir analiz yapabiliyor. Deyim yerindeyse “işin ciğerini biliyor.” Buna ister içgörü, ister öngörü, ister deneyim deyin. Bu her ne ise ancak ve ancak uygulama neticesinde kanımıza işleyecek kadar iyi bir biçimde öğrenilir. O nedenle ellerimizi kirletmemiz lazım. Gidin topluluk içinde bir futbol maçı seyredin; forvetteki futbolcu bariz bir golü kaçırınca yuhalandığını görürsünüz. Hadi o kadar iyi biliyorsanız bu işi çıkın sahaya siz top koşturun. Bakalım futbol sahasının bir ucundan diğer ucuna 3 kez gidip gelecek kadar sağlam ciğeriniz var mı?

Bazı insanlarla iş konuştuğumda “E biz de biliyoruz, okuduk ettik o işleri” dediklerine tanık oluyorum. Hayır hocam. Okumakla olmuyor o işler. Yapmak lazım. Ve yaptıktan sonra elde ettiğimiz sonuçları iyi de olsa kötü de olsa hafızamıza almamız lazım. Şirketler bile bunu öğrendi ki öğrenen organizasyon denilen bir kavram var literatürde. Bazı şirketlerin vaka havuzları var. Kritik operasyonları hakkında daha önceki deneyimlerini intranet ya da diğer kurumiçi bilgi alanlarında ilgili ve yetkili personelin kullanımına açıyorlar. Böylece geçmişte yapılan “best practices” ve “worst practices” gibi şeyleri zaman ve para kaybetmeden uygulamanın ve içselleştirmenin bir yolunu arıyorlar.

Ayrıca kavram ve konseptlere de çok takılmamak lazım. Mevcutta “aşikar” bilgileri sonuna veya önüne afilli bir kavramsal kelime ya da cümle iliştirmeden açıklayan çok az sayıda kitap var. O nedenle kitap okumak, vakaları dinlemek gibi şeyler her ne kadar önemli olsa da deneyim etmekten daha önemli değil asla. Bugün pazarlama karmasının 4P’sini ezbere bilen üniversite mezunu bir işletmecinin bu 4P’nin afilli isminden haberdar bile olmadığı halde kendi tecrübeleriyle bunu “embedded” bir biçimde uygulayan ve hatta ekstra P’ler keşfetmiş bir alaylıdan ya da okullu bir uygulamacıdan daha iyi bildiğini ya da
daha iyi bir tüccar ya da pazarlamacı olduğunu savunabilir miyiz?

Özellikle yolun başındaki iş insanlarının öğrenmeye aç olmaları gerekli. Öğrenmeli ve öğrendiklerini her fırsatta uygulamalılar. Asıl öğrenme budur.

Üniversite sınavına hazırlanırken çok iyi bir biyoloji hocamız vardı: Şeref Barutçu…üniversite sınavına bir kez girmiş ancak istediği okula yerleşememiş olan mezun sınıfının kapısından girdi. Sağ eliyle iki omuzundaki apoletlere dokundu ve şöyle dedi: “Hayatta en çok deneyim karşısında saygıyla eğilirim!”. O sınava bir kez giren bir kişi zaten o sınavın ne olduğunu artık biliyor ve sınav anındaki hislerini ve bireysel reaksiyonlarını da tanıyor. Oysa ilk kez giren bir kişi aslında sınava ne kadar çok çalışmış olursa olsun asla ve bir kez bile olsa reel ortamda o sınavı deneyimlemedi.

Önceki yazılarımdan birisinde işinizle ilgili gereğinden fazla senaryo analizi yapıp analiz paralizine düşmeyin demiştim. Sebeplerinden birisi de bu. İyi ve kötü senaryoları yapın ve eyleme geçin, deneyimleyin, elinizi kirletin. Zaten her deneyim bir “on-the-job-training” olacak sizin için. İşi iş üstünde çok daha farklı boyutlarıyla deneyimleyecek ve öğreneceksiniz. Olabilecek senaryoları da yol üstünde yaşayıp zorlukları bertaraf edecek, olumsuzlukları onaracaksınız. Ve iş bittiğinde o işi kitaptan ve hatta bir vaka çalışmasından okuyan bir insandan çok daha iyi bir şekilde biliyor olacaksınız. Günümüzde bazı şirketler üst düzey yönetici işe alacakları zaman kendi işini kurup batırmış insanlara öncelik veriyorlar. Çünkü deneyim iyi de olsa kötü de olsa teorik bilgiden çok daha iyidir. Paçalarınızı sıvayın, işe koyulun ve ellerinizi kirletin.

“Tell me and I’ll forget; show me and I may remember; involve me and I’ll understand.” – Chinese Proverb

Sizin Yorumunuz: