Girişimcilik, Pazarlama, Yönetim

Size bir hakikatten bahsedeyim. Dünyada bütün insanlara en adil şekilde dağıtılmış tek şey ZAMAN’dır. Hem de eşit olarak. Herkesin günde 24 saati var. Zamanı nasıl kullandığımız, birey ve organizasyon olarak elde ettiğimiz sonuçların en önemli müsebbibidir.

Zamanı yönetmek kendini yönetmekle alakalıdır ve kendini yöneten kişi dünyayı yönetir. Zaman yönetimi ile alakalı bir çok kitap yazmış olan Dr. Stephen R. Covey bakın ne diyor: “The challenge is not to manage time, but to manage ourselves.”. Yani asıl olay zamanı yönetmek değil, kendimizi yönetmektir. Ve aslında zor olan da budur.

Literatüre, kitaplara, yazılanlara baktığımızda genelde çeşitli şablonlar ve reçeteler görüyorum zaman yönetimi kavramıyla ilgili. Oysa herkesin tarzı, hayattan beklentisi ve içinde bulunduğu durum aynı değil. Önemli ve acil işleri ilk önce yapalım, tamam. Ama peki ya işler sürekli üzerimize yağıyorsa? İki dakika nefes alıp düşünecek vaktimiz bile yoksa? Dakikada 500 tane topu karşılamak zorunda olan bir tenisçi durumundaysak? O zaman önemli iş, acil iş falan filan bunların bir anlamı kalmıyor. Boğuluyoruz zaten.

O halde, bizim genelgeçer yöntemlere ve şablonlara değil, terzi dikimi yaklaşımlara ihtiyacımız var. Terzi biziz! Bizi rayımıza oturtacak ve gerçekten bizi zamanımızı ve kendimizi yönetmeye sevk edecek ciddi ve “içsel” bir neden tespit etmeliyiz.

Niyet önemli. Ancak niyet tek başına bir işe yaramıyor maalesef. Niyetten daha fazlası lazım. O da “çılgın bir istek” aslında. Bu çılgın isteğin sizde yeşermesi için motivasyon lazım. Motivasyon ise organizasyonel beceri, zaman ve iş yönetimi gibi yetkinlikleri geliştirdiğiniz ve uyguladığınız anda bunun size sağlayacağı faydayı hayal edip bundan heyecan duymanız ile ateşlenen bir şeydir. Verim ve etkinlik, bu faydaları elde etmek için olmazsa olmaz unsurlardır. Herkes daha verimli, daha organize ve daha etkin olmayı ister. Ancak yapamaz. Yapamaz çünkü yeteri kadar motive ve kararlı değildir. Peki hayatın amacı amaçlı bir yaşam olduğuna göre; yaşam amacımız aslında bizim en önemli motivasyonumuz değil midir? O halde aksiyonlarımız ve tarzımız bu amaca hizmet etmelidir. O halde zamanımızı ve kendimizi yönetmeye bizi azimle sevk edecek en önemli şey “yaşam amacımızdır.”

Pekala. Öncelikle yaşam amacımızı belirlemek çok iyi bir başlangıç noktası. Maalesef ömrümüz sondan başa doğru kısaldığı için zamanımızı ne ile doldurduğumuz ya da ne ile heba ettiğimizi ancak zamanla anlıyoruz. Yaşlanınca, gecikince, fırsatları harcayınca…O halde yaşam amacımızı belirlemek çok önemli. Bu yaşam amacı meselesine bir başka yazımda daha detaylı değineceğim.

Yaşam amacımızı belirlediğimiz zaman bu bize kalın, kaba ve geniş bir yol haritası oluşturur. Sonra bu belirlediğimiz en ileri ufuktan en başa dönerek belirli hedefler veya amaçlar set etmemiz gerekli. Hemen bize “Oh be! Çok iyi bir ilerleme kaydettim.” dedirtecek ve yaşam amacımıza ulaşma stratejimizde önemli kilometre taşlarını oluşturacak “çok kritik” görev ya da amaçlar belirleyerek ve bizi bunlara eriştirecek eylemler planlayarak yola devam etmeliyiz.

Bu noktada inanç devreye giriyor. Amaçlarımıza ve hedeflerimize ulaşacağımıza dair keskin bir inancımız olmalı. En ufak olumsuz bir düşünce bile olumsuz bir sonuca zemin hazırlar. İnancımız olduğu sürece aksiliklere boyun eğmez, tarzımızı, yaklaşımımızı ve uygulama kabiliyetimizi de sürekli geliştiririz. Sadece sürece değil, sonuca da odaklanırız ve planlı programlı oluruz. Mümkün mertebe bütün amaçlarımızı planlı (A, B ve C planları…) ve önceliklere göre sıralanmış eylemlere dökmeliyiz. Bu, yapılacak her bir iş veya görev için aynı aslında. Bu noktada Tony Buzan’ın Akıl Haritalama yöntemini de kullanabilirsiniz, çok işe yarıyor. Bende çok işe yaradığını söyleyebilirim sizlere.

Yol haritamızı oluşturmaya ve sürekli kontrol etmeye başladığımız anda eylemlerimiz ve bu eylemlerin bizi nihai yaşam amacımıza götürüp götürmediğini de monitör etmeye; yani ne yaptığımızın “farkında olmaya” başlarız. Bir kez düşünce yapınıza farkındalık yerleşti mi artık ipin ucu kaçmaz. Artık farkındayız: Yaşam amacımızın farkındayız ve eylemlerimizin (günde kaç saat uyuduğumuzun bile) bu amaca ne derece hizmet ettiğinin de…

Zaman burada kilit kelime. Hepimizin zamanı sınırlı. Çünkü ömrümüz sınırlı. O halde ne yapıyorsak belirli bir zaman içinde yapmamız lazım. Dolayısıyla her bir eylemimizin tamamlanmasını bir zaman dilimi ile sınırlamalıyız. “Work expands so as to fill the time available” diye bir söz vardır. Yani; ne kadar uzun zaman verirseniz iş o kadar uzun zamana yayılır. Eğer bir termin süresi belirlemezseniz, o işin asla tamamlanmayacağından emin olabilirsiniz.

Eylemlerinizi en kısa zamanda, en verimli ve en etkili biçimde gerçekleştirecek, sizi en doğru yoldan yaşam amacınıza ulaştıracak olan en önemli şeylerden bir tanesi de her türlü araçtan ve yardımdan faydalanmaktır. Otomasyon, delegasyon ve insanları devreye sokmak çok ama çok önemli. Ancak bir çok iş insanı aslında daha verimli ve etkin şekilde eylemde bulunmak adına insanları devreye soktuğu halde bir zaman sonra iş yükünün daha fazla arttığından şikayet ediyor. Bunun nedenini çok satanlar listesinde yer alan “Ferrari’sini Satan Bilge” kitabının yazarı Robin Sharma’ya sorduğumda “iş yapan insanlar için zaman yönetimi ile ilgili en önemli sıkıntılardan ve vakit kayıplarından bir tanesinin bu kişilerin altlarında çalışan kişileri mikro ölçekte yönetmeleri ve sürekli erişilir olmalarıdır.” şeklinde bir cevap verdi bana. Gerçekten çok mühim bir cevap. O halde insanlarınızı makro ölçekte yönetin. Siz büyük resmi karalayın. Yani, diğer bir deyişle, siz boyama kitabını hazırlayın. İnsanlarınız ise o boyama kitabındaki resimlerin içini boyasınlar. Beş saniyede bir nasıl boyamış diye kontrol edip bir de pastel kalemi elinize alıp resmin tamamını onunla beraber boyamayın. Bununla birlikte kendinize “ulaşılamadığınız zamanlar” yaratın. Kendinizle başbaşa kalacağınız, çok çok önemli işlere konsantre olup tamamlayacağınız ve durum analizi yapmak için düşünmeye fırsat bulacağınız zamanlar…

Bu taşlar yerli yerinde olduktan sonra zaman lehinize çalışacak ve siz onu ve kendinizi yönetmeyi başaracaksınız.

Yorumlar

  • Yorum yapan: pelin

    bunun üzerine
    ne diyeyim?
    çok güzel ifade etmişsin:)

Sizin Yorumunuz: