Girişimcilik, Pazarlama, Yönetim

Çok sevdiğim bir dostumla yaptığım öğle sohbetlerinden birinde söz etik olmaktan açıldı ve epey keyifli bir sohbet oldu. Ben de o sohbet sonrası bu yazımda etik konusuna değinmek istedim.

Etik kelimesinin sözlük anlamı şudur: “kişi ve kurumların kaçınması ya da uyması gereken davranış bütünü”. Ancak ben aslında etik kelimesinin anlamının herhangi bir toplum, ülke, örgüt, şirket ya da organizasyonun belirlediği bir davranış bütünü olarak değil, daha ziyade insanın vicdanında şekillenen bir unsur olduğunu düşünüyorum.

Kimi insan yaptırım ve cezalara rağmen kendi menfaatine yönelik kötü eylemlerde bulunur, kimi insan ise yaptırım ve cezalardan korktuğu için bu eylemlerden kaçınır. Ancak öyle insan vardır ki; o tarz eylemlerin yanlış ve kötü olduğunu kalben bildiği için o eylemlerden kaçınır. Bu kişiler vicdanlıdır. Daha doğrusu zaten doğuştan embedded ve by-default hepimizde bulunan vicdanlarının sesini dinleyen kişilerdir onlar.

Her insan genelde kendi kabiliyetleriyle gerçekleştirebileceği ve bundan para kazanacağı birtakım işler yapmak için girişimci olur. Gel gelelim “ben-merkezli” bu bakış açısı her zaman doğru ve iyi sonuçlar vermeyebilir.

Birkaç örnek vereyim… Üniversitede çok saygıdeğer bir hocamız vardı. Yurtdışında doktora yaptığı yıllarda polimer biliminin fenomeni sayılan bir kişinin seminerine büyük bir hevesle gitmiş. Seminerde o fenomen, üzerinde çalıştığı projeyi anlatınca bizim hoca büyük bir hayal kırıklığı yaşamış ve seminer salonunu terk etmiş. Adamın üzerinde çalıştığı proje metal olmayan polimer bir el bombasıymış. Üzerinde çalıştığı polimer malzeme hem metal olmadığı için el bombasını daha hafif bir hale getiriyor hem de patlayınca insan vücuduna saplanan şarapnel parçaları X-ray cihazında tespit edilemiyor. Yani o polimerden yapılan şarapnel parçaları insan vücuduna saplanınca yerini tespit edip vücuttan çıkarmak mümkün olmuyor. Yaralı nihayetinde ölüyor. Var mı böyle bir bilimadamlığı? Var mı böyle bir girişimcilik? Düşünsenize, belki tonla para kazanacak bu projeyle; ama savaşın her zaman mağlubu olan siviller bu polimer yüzünden sakat kalacak ya da ölecek şarapnel parçaları vücuttan çıkarılamadığı için.

Daha başka yüzlerce örnek verebilirim. Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) denilen pancar şekerinden ucuz ama insan sağlığına zararlı şeker üreten üreticiler mi dersiniz? Obezite ve bazı kanserlerin en önemli müsebbibi olan NBŞ.

Yoksa gıdaların içerisine konulan Monopotasyum Glutamat isimli lezzet artırıcı maddeleri kullanan gıda firmaları mı dersiniz? Beyindeki reseptörleri uyararak yemeğin verdiği lezzet hissini artıran ve lezzet bağımlılığı yaparak obeziteyi körükleyen bir kimyasal.

Ya da malzemeden çalarak bir depremde yüzbinlerin ölmesine neden olan şahıslar mı dersiniz?

Bunların hepsi girişimci. İşin acı yanı da bu. Kendi ceplerini doldurmak ve sürdürülebilir kazanç sağlamak adına çalışan sözde girişimciler.

Menfaat gözeterek başkalarına zarar verme olasılığı olan işlere girişmek; ayrımcılık ve ötekileştirmek yoluyla ötekine zarar verecek eylemlerden kazanç sağlamak ve güç elde etmek; diğer insanları düşünmeden yaşamak…. Unutmayalım; bizim için birileri öteki olabilir ama başkaları için de biz ötekiyiz. Biz girişimciler mutlaka doğru sözü söylemeli, eylem ve davranışlarımızla her zaman topluma ve etkileşimde bulunduğumuz çevreye ve paydaşlarımıza faydalı ya da zarar vermeyecek bir bilinçle hareket etmeliyiz. Diğer insanların iyi yaşama haklarına tecavüz edenlerin karşısında dimdik durmalı ve yarattığımız değer ile Dünyanın dengesini korumaya destek olmalıyız.

Bırakın bir toplumu, bir başka bireye bile yapılan kötülük ve haksızlık için susarsan, sıra sana geldiğinde senin için konuşacak kimse kalmamış olacak. Girişimciler olarak temel odağımız para kazanmaktan önce toplum ve insanlığın faydası için “pozitif” bir değer yaratarak gelir elde etmek olmalı. Herşeyden önce iyi niyetle hareket etmeliyiz. Para amaç değil araçtır. ”Money is to make things happen.” diye bir söz vardır. İşleri oldurmaya yarayan para dediğimiz bu araç en iyi ve en doğru şekliyle kollektif bir faydaya hizmet ediyorsa bir anlam taşır.

Kime iş yapıyorsan yap, kimin için çalışıyorsan çalış, kime ürün ya da hizmet sunuyorsan sun; işin ucunu ve gittiği noktayı görebilmen lazım. Sen kendi girişiminle bir yaşam kurarken senin ürün ya da hizmetinden faydalanan diğer taraf başka insan ve toplumların yaşamını karartıyor olabilir. Sorumlu olmalı, sorumlu davranmalıyız. Etik olmalı ve vicdanımızla hareket etmeliyiz. Aksi halde sıra bize ya da sevdiklerimize geldiğinde bu yıkımda bizim de payımız olur. Farkında olalım; ne yaptığımızın farkında olmak çok önemli. OSHO’nun söylediği gibi; “iyi birşey yaparken dahi eğer ne yaptığımızın ve ne için yaptığımızın farkında değilsek, aslında iyi birşey yapmış olmayız.”

Herşeyden kaçabiliriz ama kendimizden asla. Vicdan er ya da geç insanı ele verir. Madem biz girişimcilerin temel varoluş amacı topluma fayda yaratarak kendimize fayda sağlamak; o halde aslında hepimiz aynı zamanda birer sosyal girişimciyiz. Bunu daima hatırlamalıyız. Her bir girişimci, (sosyal girişimci olsun ya da iş sahibi olsun ya da bağımsız girişimci olsun ya da bir iç-girişimci (intrapreneur) olsun ya da girişimci bir toplum gönüllüsü olsun) ünvanı her ne olursa olsun bu Dünyayı daha yaşanılır bir yer haline getirmek ve insanlara daha iyi bir yaşam sunabilmek için hayati bir neferdir. Bu dünyanın vicdanlı ve etik neferlere ihtiyacı var.

Sizin Yorumunuz: