Girişimcilik, Pazarlama, Yönetim

“Eldeki elma daldaki elmadan iyidir.” sözünü duymuşsunuzdur. Çok inanırım bu söze. Girişimci olarak hayata başladığım ilk yıllarda büyük hedefler koyup, milestone teşkil edecek küçük ara hedefleri göz ardı etmiştim. Küçük adımlarla, adım adım ilerlemek yerine dev adımlar atarak dev hedeflere bir anda erişmenin hayali daha çekici geliyordu. Dev hedefler içinde çılgın paralar kazanmak da vardı elbet. Gençlik işte ☺ Elde ettiğim sonuç ise bıkkınlık noktasına getiren yorgunluktan başka bir şey değildi. O kadar yoruluyordum ki elde ettiğim küçük başarıların hazzını bile alamıyordum. Üstelik bu yorgunluk sadece fiziksel de değildi. Büyük hedeflerin altında psikolojik bir ezilme de yaşıyordum. Bir arkadaşım ona çok yorulduğumdan bahsettiğim bir gün bana “Kocaman bir pizzayı nasıl yersin?” diye sorduğunda çok şaşırmıştım. Bu kel alaka sorunun cevabı ise çok basitti: “Lokma lokma yersin.”

Girişimcilerin en büyük zaaflarından birisi başarıya olan açlıklarıdır. Evet! Aslında girişimcinin itici gücü olan bu açlık aynı zamanda büyük bir zaaftır. Çünkü insanı tüketir. Hele ki başarıdan anladığınız tek şey “çılgın” başarılar ise. ☺ Oysa çoğu girişimci girişmeden önce bilmez çılgın başarıların mütevazi başarıların toplamından oluştuğunu.

“Büyük hedeflerle ilerlemek yanlıştır.” demiyorum. Ancak büyük hedef varılacak nihai hedeftir. Eğer gözünüzü sadece büyük hedefe dikerseniz yanlışa düşersiniz. Bu yanlış ise ciddi bir soruna gebedir: Tatminsizlik.

İnsanoğlu genellikle önündeki güzellikleri ve yolu görmekten acizdir. Ufak şeylerle mutlu olmaz. Yakaladığı fırsatları daha büyük beklentiler uğruna elinin tersiyle itiverir. Oysa bilmez ki tohum küçücüktür ama her ağaç bir tohumdan büyür. Elimize geçen fırsatların sizi mutlu etmesi için ona özen gösterip sahiplenmek ve büyütmek varken neden bir gün sihirli bir şekilde çılgınca güzel bir şeyin kapımızı çalacağını düşünürüz biz? “Bir gün olur ne de olsa.” diyerek tüketiriz zamanımızı. Oysa ki zaman hayatta geri dönüşü olmayan en değerli kaynaktır. Yarın çok geç olabilir her şey için.

Yukarıda bahsettiğim hatayı zamanında bizzat yaptım. İşle ilgili bu örneği vereyim burada. Elektronik sektöründe Ar-Ge ağırlıklı çalışan bir firmanın ortağıyım ve dünyada henüz bu kalite ve özellikte üretilmemiş çok önemli bir ürün geliştiriyoruz. Öyle ciddi bir proje ki uluslararası çip firmaları bile piyasaya arz etmedikleri çipleri geliştirdiğimiz üründe deneyelim diye bize veriyorlar. Bulunmaz bir fırsat. Bu ürünü yaparsak deli bir şey olacak. Hem ciddi para hem de ciddi bir uluslararası reputasyon kazanacağız. Hata: Tatminsizlik. Sonuç: Failure

Yaptığımız tek ürünle tatmin olamadık. Çünkü hedef yanlıştı. Hedefimiz geniş bir ürün yelpazesiyle pazara çıkmaktı. İşte bahsettiğim dev hedef yanlışlığı burada. Daha büyük bir isim olmak ve daha sağlam durmak hevesiyle o ürünü geliştirdiğimiz halde pazara sunmadık ve onu tamamlayıcı başka ürünleri de geliştirmek için kolları sıvadık. Tek ürünle tatmin olmamıştık, olamazdık. Bu yüzden yeni ürünleri eklemek gerekiyordu ve bu da hem daha fazla zaman hem de daha fazla para harcamak anlamına geliyordu. Sonuçta biz ek ürünleri geliştirirken daha düşük kalitede ama müşteri beklentilerini bir şekilde aşan başka ürünler piyasaya çıktı ve biz first-to-market bir ürün olma özelliğimizi kaybettik. Onlar evlere ofislere girdiler ve bu noktadan sonra biz daha kaliteli olsak da yerimizi kaptırmış olduk. Oysa o tek ürünle pazara ilk giren biz olsaydık hem satışlar sayesinde firmamızı fonlayarak daha başka ürünler yapmak için kaynak yaratabilirdik, hem de küresel pazarda iyi bir bilinirlik sağlardık. Neyse işte..insan hata yaparak doğruyu öğreniyor. İşin ilginç tarafı hata yaptığımızı söyleyenler de oldu. Ama insanoğlu işte…başkalarına kulak asmıyoruz. En doğrusunu her zaman biz biliriz ya!

One is better than (n)one! Elimizde hiçbir şey olmamasındansa tek bir şey olması daha iyidir. O tek olan şey zamanla mutlaka çoğalır çünkü. Yeter ki ona sahip çıkalım.

“In the long run, we are all dead.” – Keynes

Sizin Yorumunuz: