Girişimcilik, Pazarlama, Yönetim

Bir şekilde kendi işletmemi kurmaya karar verdim. Belli bir zaman profesyonel hayatta bazı tecrübeler edindim ya da tecrübeyi falan boşverip direkt denize atladım yüzme öğrenmek için. Ama neticede kendi bakkalımın sahibi olmaya kararlıyım ve işe koyuluyorum. Nereden başlamalıyım?

Eğer tutacağına inandığınız bir iş fikriniz var ise öncelikle fikrinizi hayata geçirmek için iyi bir iş modeli oluşturarak planlamaya başlamanız lazım. Tabii her durumda iş modeli öncesi ve sonrasında potansiyel müşteriler üzerinden fikrin çekiciliğini test etmek şart. Düşük maliyetli fokus grup çalışmaları (kimi zaman en doğru sonucu vermese bile) veya eş, dost, akraba üzerinden ve başka çevrelerden kısa araştırmalar yaparak bu konuda bir fikir sahibi olunabilir. Daha sonra ise bir iş planı oluşturmak lazım. Bu iş planında finansal projeksiyonlara ve tahminlere de olabildiğince detaylı değinmek lazım. Ondan sonra kontağı çevirip gemiyi suya indirirsiniz ve yüzdürmeye başlarsınız. Zaman içerisinde oluşacak problemlere de yol üstü duraklarında çözümler arar, bulur, uygular ve başarılı olursunuz. Aynı zamanda işinizle ilgili sürekli olarak “kaizen” ve “önleyici bakım (preventive maintenance)” kaidelerini uygulayarak oluşabilecek sorunları henüz ortaya çıkmadan önleyerek ve iyileştirerek başarıya giden yoldaki riskleri azaltırsınız. İş modeli ve iş planı hazırlamak başlı başına ayrı birer makale konusu olduğu için bu iki konuya ilerleyen yazılarımda yer vereceğim. Bu yazımda ise start-up evresinde neler yapılması gerektiği ile ilgili kendi deneyim ve gözlemlerimden edindiğim bilgileri size aktaracağım.

Öncelikle bir işin kritik kitleye ulaşması ve ölçeklenebilir olması çok önemli. Kritik kitle bir işin “dar alandaki müşteri tabanını aşıp” yüksek sayıda müşteriye ulaşması için gerekli olan kritik müşteri sayısı ve tipidir. Bu kitleye ulaştığınız andan itibaren hendeği atlayarak boom etkisiyle çok geniş kitlelere ulaşma – yani ölçeklenme – şansınız fazlalaşır.

Şimdi, inşa edeceğiniz bina için “bence” en sağlam harcı oluşturacak üç önemli tavsiyede bulunayım:

1. Zeki ve yetkin kişilerle çalışın: Daha önce benzer işleri yapmış ve başarılı olmuş kişilerle çalışın. Bu kişilerin bazı durumlardaki başarısızlıklarını ise olumsuzluk olarak görmeyin. Genelde en büyük tecrübeler başarısızlık neticesinde edinilir. Bu deneyimli, zeki ve yetkin kişilerle işe başlamak çok büyük bir avantaj ve hız yaratacaktır. İşin nasıl yapılacağını sıfırdan öğrenip uygulayacak kişiler ile vakit kaybetmeyin. Sürat çok önemli! Eğer bu deneyimli ve yetkin insanların maliyetlerini karşılayacak durumda değilseniz onlara hisse opsiyonu, kar ortaklığı ya da hatta hissedarlık gibi önerilerde bulunmanızda bence bir sakınca yok. Taşıyamayacağınız yüklerin ve maliyetlerin altına girmeyin. Günümüzde hep bana hep bana diyerek tek kişiyle bir işin başarıya ulaşması neredeyse hayal. Paylaşarak büyümek ise çok daha sağlıklı olabiliyor.

2. Kilometre taşları belirleyin: “Small-wins” stratejisini uygulayın. Yani ufak başarıları birer birer elde ederek yekünde hayal ettiğiniz başarıya ulaşacağınız bir yapı belirleyin. Günümüzün kaotik ve hızla değişen iş dünyasında büyük hedefleri, büyük kilometre taşlarına erişerek ve hele ki çok uzun dönemli iş planları ile gerçekleştirmek hem risk hem de realistik değil. Şirketler vizyon ve misyonlarını dahi sıklıkla revize eder duruma gelmişken önümüzdeki 5 – 6 seneyi keskin sınırlarla planlamak gibi bir hataya düşmeyin. Bu hem çok fazla detaylandırma gerektirdiği için çok fazla vakit kaybettirir ve hem de şu anki kaynaklarınız ile bu kadar ileri bir tarihi planlamak sizi gerçeğe yakın bir yol haritası çizmekten uzaklaştırabilir. Ve tabi en önemlisi her bir küçük kilometre taşına ulaştığınızda bunu çılgınca kutlayın. Motivasyon çok mühim. SMART hedefler çizin (SMART= Spesifik, Ölçülebilir, Erişilebilir, Gerçekçi, Belli bir zamanla sınırlı). Adım adım ilerleyin. İlk prototipi (alfa, beta vs.) geliştirmek yatırımcıların ilgisini çekmek ve onlara pitch etmek imkanını yaratır ve ayrıca sizi kritik kitleye taşıyacak early-adaptor kitleye erişiminizi ve prototipinizi test etmenizi sağlar. Ürününüzün her yönüyle hazır ve tamam olması gereksizdir. Yani diğer bir deyişle MVP’yi oluşturduğunuz anda eliniz güçlenir. MVP (Minimum Viable Product) prototipinizi olabildiğince hızlı geliştirin. Yabancıların deyişiyle “Quick and Dirty”. Görünüm ve tasarımla kafa patlatmayın. Önce fonksiyonel ve işleyen bir numune olmasına çabalayın: Form follows function! Unutmayın. Genellikle hiçkimse görüntüye veya fikre yatırım yapmaz.

3. Potansiyel müşterilerinizi tanıyın ve onların “duygularına” dokunun: Ürün ya da hizmetinizin teknik taraflarına gereğinden fazla değinmeyin. Müşterilerinize “faydayı” vurgulayın ve bu faydanın onlara kendilerini nasıl “hissettireceğine” odaklanın. Satınalma ve bağlılık prensipleri özellikten ziyade duyguların ve hissiyatların motive ettiği şeylerdir. Unutmayın ki MARKANIZ BİR ÜRÜN DEĞİL, MÜSTERİNİZİN SİZİN HAKKINIZDA HİSSETTİĞİ ŞEYDİR.

“Sürat Felakettir.” – Milenyum öncesinin bir iş insanı

Sizin Yorumunuz: