Girişimcilik, Pazarlama, Yönetim

1 Mayıs 1979’da Adana’da doğdum. Tipik bir Boğa burcuyum. Ankara Mehmet Emin Resulzade Anadolu Lisesi’nde lise öğrenimimi tamamladım. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum ve aynı okulda Mühendislik ve Teknoloji Yönetimi yüksek lisans programına başladım ve birincilikle tamamladım.

İlk girişimcilik serüvenim ilkokul yıllarında başladı. Toptancısından çiklet alıp haftasonları ve okuldan sonra Ankara Kızılay’daki Yüksel Caddesi’nde satıyordum. Bu serüven 3 – 4 hafta sonra sona erdi. Serseri bir adam suratıma bir tokat patlatıp tezgahımdaki bütün mala el koyduğunda!

Her zaman kendi işimin sahibi olmak hayaliyle yaşadım. Üstelik ailemde hiç girişimci yoktu. Nihayet 17 yaşıma geldiğimde bir yandan üniversite sınavlarına hazırlanıyor bir yandan da tipik bir network pazarlama sistemine sahip uluslararası bir sağlık şirketinde bağımsız satışçı olarak çalışıyordum. Çevremdeki kişilere faydalı ürünler tanıtıyor, satıyor ve kazandığım parayı özgürce harcıyordum. Sonra üniversite öğrenimim için İstanbul’a taşınınca tüm çevremi ve kazanımlarımı Ankara’da bıraktım ve satış macerası son buldu. Zaten üniversiteye ve derslere alışma sürecinde böyle aktif bir işle ilgilenmemeye ve okulumu bitirmeye karar vermiştim.

Ama rahat duramadım. Üniversite ikinci sınıfta Türk el sanatlarını yurt dışına tanıtacak ve bu ürünleri oralarda etnik ürünler satan mağazalara pazarlayacak bir işe giriştim. Tüm Türkiye’yi gezerek Anadolu’ya has ne varsa topladım. İnternetten irtibat kurduğum alıcı firmalarla görüşmek ve elimdeki numuneleri göstermek için atladım Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim. İlk müşteriyi bağladım. Küçük miktarlarda satışlar yaptım ancak daha sonra Türkiye’deki tedarikçilerin küçük esnaf ve sanatkarlar olmasından ötürü ölçek ekonomisini sağlayamayacağımı anlayarak o işe de nokta koydum. Oysa ne kadar el emeği göz nuru eserlerdi. Ama tek başına ürünün güzelliği yetmiyor. Başka parametreler var ticarette.

Herneyse… Üniversite iki bitti; üçe geçtim. Bu esnada saygın bir dermatoloji uzmanı olan Prof. Dr. Meral Şaşoğlu saç dökülmesi yaşayan hastaları için etkili bir formül geliştirmiş ve Kimya Mühendisliği bölümünde okuyor olmam sebebiyle benden bu formülü nasıl üretebileceğimiz konusunda destek istemişti. O yıllarda üretim izinleri almanın çok sancılı olduğu gerçeğiyle yüzleşmiş ve ne yaparız diye düşünmeye başlamışken Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni bir ürünün satılmaya başlandığını gördük. Formülü Prof. Dr. Meral Şaşoğlu’nun formülüne yakındı ve yapılan çalışmalar da etkili olduğunu gösteriyordu. Bu ürünün Türkiye temsilciliğini almaya karar verdik. Anlaşmaya varmamız ve bütün izinleri almamız 1 seneye yakın sürdü. Artık dermokozmetik ürünlerin ithalatı, satışı ve pazarlaması işindeydim. Üstelik tek yetkili distribütör olarak. Bu işi 6 seneden fazla bir süre başarıyla devam ettirdik. Satış ve pazarlamasını yaptığımız bu ürünü Türkiye’de güvenilir bir marka olarak konumlandırdık. Ancak, 2007 yılında satışlarımız doruk noktasındayken Amerikalı üretici firma, Türkiye’nin en önemli ilaç şirketlerinden birisi ile bize haber vermeden anlaşarak onlara da tek yetkili distribütörlük hakkı verdi. Velhasıl mahkemelik olduk adamlarla. Üstelik Türkiye’deki bu büyük ilaç pazarlama firması sürekli belden aşağı oynadı, ismimizi karalama kampanyaları başlattı, asla etik olmadı. Oysa Prof. Dr. Meral Şaşoğlu bütün doktorluk hayatında belki de bu meşhur ilaç pazarlama firmasının ilaçlarını hastalarına binlerce kez reçete etmişti. Ama ticaret bu. Yediğimiz kazıkla birlikte basiretli tüccar olmayı da öğrendik!

Bu bahsettiğim saç ürününün Türkiye temsilciliğini yaparken ikiz kardeşim Emrah Bozkurt ile birlikte bir yandan başka girişimler başlattık. Bilgisayar çevre birimleri ve virtual reality cihazları geliştirmek için Sanayi Bakanlığı ve Tübitak’dan araştırma ve geliştirme destekleri aldık. Bu destekleri her firmaya vermiyorlar. Gerçekten inovatif ve yetkin projeler olması lazım. O zaman üniversiteden yeni mezun olmuştuk her ikimiz de. Emrah Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü’nden mezun, ben ise Kimya Mühendisliği’nden. Ne anlarız elektronikten? Ama hayaller büyükse gerçeklerin bir önemi kalmıyor. Oturduk herşeyi öğrendik, aldığımız devlet destekleriyle bilemediğimiz yapamadığımız şeyleri yapacak mühendisler istihdam ettik. Nihayet 2 senelik Ar-Ge çalışmaları sonucunda prototiplerimizi geliştirdik. Sıra bunları üretecek ve pazarlayacak finansmana erişmeye gelince tıkandık. Türkiye’de girişim sermayesinin kıtlığı önümüzü kesti. Görüştüğümüz bireysel ve kurumsal yatırımcılar ya bizi çiğ çiğ yemek istediler, ya da “ürününüz hele bir satışa çıksın, biz ondan sonra size büyümeniz için finansman (expansion capital) sağlarız” dediler. Taşın altına elini koyan çıkmadı. Nerede kaldı “risk” sermayesi? Yani bu çekirdek finansman (seed capital) dedikleri risk sermayesi türü yoktu ülkemizde. İlk adımı atacak maddi imkanlara bir türlü ulaşamadık. Projeyi askıya aldık. Bir şekilde para kazanıp yatırımcılara “Biz şu kadar para koyuyoruz, siz de bu kadar koyun”  diyecek aşamaya gelmek için zaman kazanmaya karar verdik.

Bu iş girişimimden burada bahsetmemin sebebi her girişimcinin bir işe başlarken o işi devam ettirmek, yaşamsallığını sağlamak ve büyütmek için gerekli finansmanı nereden temin edeceğini en başından düşünmesi gerektiğini vurgulamak. Ben bunu zor yoldan öğrendim.

Bu bilgisayar çevre birimleri ve virtual reality projesini yaparken aynı zamanda SnoCarve adını verdiğimiz yeni nesil bir kar zinciri projesi başlattık. Bu yeni nesil kar zinciri 1 dakika 40 saniye gibi çok kısa bir sürede çok kolay bir biçimde takılıp sökülmesi, karlı ve buzlu zeminde güvenli sürüş sağlaması, patinajı önlemesi, metal malzeme kullanılmadan tamamen polimer malzemeden imal edilmemiş olması ve tek bir model ile 400′ün üzerinde farklı araç lastiği ebadına uygun olması sebebiyle uluslararası ölçekte 3 adet patent aldı. Bu esnada patent sahibi olmanın girişimcinin elini ne kadar güçlendirdiğini ve ne kadar önemli birşey olduğunu öğrendik. 2010 yılında bu 3 patentimizden bir tanesi Türk Patent Enstitüsü’nce belirlenen bağımsız jüri tarafından 2010 yılı dahil son 5 yılda patent başvurusu yapılan 10.000′lerce icat arasından Türkiye’deki en iyi ilk 3 icat arasına girerek ve üstelik ilk 3′de yer alan tek özel sektör patenti olarak Almanya’da gerçekleşen uluslararası iENA fuarında Türk Patent Enstitüsü sponsorluğunda sergilenmeye hak kazandı. SnoCarve, iENA fuarında bağımsız jüri tarafından uluslararası alanda en iyi ikinci icad ödülünü aldı. Detaylı bilgiye www.snocarve.com adresinden ulaşabilirsiniz.

2007 senesinde Türkiye temsilcisi olduğumuz kozmetik ürününü meşhur(!) ilaç pazarlama firmasına kaptırınca, zaten 8 yıldır kendi laboratuvarımızda Ar-Ge faaliyetlerini devam ettirmekte olduğumuz ve sürekli geliştirdiğimiz formülasyonlarımızı hayata geçirmeye ve bu yenilgiden hatırı sayılır bir zaferle çıkmaya karar verdik. 2008 senesinde Novatemed Innoceuticals A.Ş.’yi kurarak sağlık sektörüne yeniden girdik. Sanayi Bakanlığı ve Tübitak’dan bu projemiz için de finansal destek aldık. Formüllerimizi uluslararası ölçekte patentledik. 2009 Ağustos ayında ürünlerimizi ürettik. Türkiye’de saç dökülmesi problemine karşı ilk defa nanoteknoloji kullanan bir ürün olarak piyasaya girdik. Adı: Folixir (Daha detaylı bilgi için www.folixir.com ve www.drmeral.com sitelerini ziyaret etmenizi öneririm.) Fransa’daki dünyaca ünlü bağımsız ve akredite bir laboratuvar olan BioAlternatives Labs ve Novatemed Innoceuticals laboratuvarlarında yapılan klinik testler ve hücresel düzeydeki (in-vitro) çalışmalar Folixir’in saç dökülmesi ile çok etkili bir biçimde savaştığı ve adını televizyonlarda sıkça duyduğumuz saç ürünlerinden ve tabi ki daha önce temsilcisi olduğumuz A.B.D. menşeli saç ürününden ve uluslararası pazarda isim yapmış ürünlerden çok çok daha etkili olduğunu gösterdi. Şimdi yeni serüvenim bu. Pazarın ve sektörün dinamiklerini biliyor olmam ve dahası dünyanın saç dökülmesine karşı geliştirilmiş en etkili ürününe sahip olmam dolayısıyla bu kez o hayalini kurduğum başarı hikayesini yazacağımı hissediyorum gerçekten :) Tabii ki çok çalışmaya, öğrenmeye ve öğrendiklerimi uygulamaya devam etmek koşuluyla.

Küçük bir not: Türkiye’de geniş kitlelere ulaşmak ve eş zamanlı olarak dış pazarlara açılıp global bir marka yaratabilmek için her zaman daha fazla finansal güce ihtiyaç var. O nedenle girişimlerime finansal destek vermek ve başarı hikayemi yazarken bunda pay sahibi olmak isteyen yatırımcı birey ve kuruluşlara her zaman kapım açık. adresini kullanarak benimle irtibata geçebilirsiniz.

Küçük bir not daha: Aranızda “ne kadar çok işe girişmişsin. Odaklanmamışsın.” diyerek beni eleştirenler çıkabilir. Onlara Robert G. Allen’ın Multiple Streams of Income kitabını okumalarını ve risk yönetimi biliminin en önemli unsurlarından birisi olan “diversification” konusunu araştırmalarını öneririm. Odaklanmanın çok önemli birşey olduğuna itirazım yok, olamaz da. Ayrıca F.O.C.U.S. (odak) kelimesinin yani Follow One Course Until Succeed söyleminin ne kadar önemli olduğunu da biliyorum. Ama aynı anda odaklanabileceğiniz hususunda kendinize güvendiğiniz birden çok iş fikriniz varsa ve üstelik iyi bir yetkilendirme ve delegasyon imkanınız varsa neden denemeyesiniz? Üstelik bütün yumurtaları tek bir sepete koymak günümüzün dalgalı seyreden ekonomisinde daha büyük bir risk değil mi? Birden fazla girişim ile uğraşmak çocuk büyütürken kariyer yapmaktan çok da farklı değil. Yeter ki dengeleri iyi ayarlayın ve bir süre sonra işleri otomatik hale getirmeyi becerebilin.